Maniac İzlenir Mi? Netflix’te Ne Var #4

0
1630

Son zamanlarda Netflix hayatımın çok saçma derecede önemli bir parçası oldu. Okuldaki öğle aralarını bir bölüm dizi eşliğinde kantinden aldığım kalitesiz 2’si 1 arada kahvelerle geçiriyorum. Ve bu muhteşem bir şey! Bu Netflix maceramın son durağı ise Emma Stone ve Jonah Hill’in başrollerini paylaştığı, True Detective’den tanıdığımız Cary Joji Fukunaga’nın yönettiği Maniac dizisi oldu. Peki,

Maniac İzlenir Mi?

Akar gider arkadaşlar! Dizi çok güzel olmuş. Ama detaylarına girmeden önce Netflix’in nasıl başarılı bir tanıtım yaptığından bahsetmek istiyorum. Sanırım Türkiye’nin kısa dizi savunucusu olarak sonunda sesimizi bir yerlere duyurabilmişim.

Zira Netflix, Maniac’ı yayınlamadan önce her yerde ”Yeni mini dizimiz çıkıyo!”, ”Sakın bu mini diziyi kaçırmayın!”, ”Son derece minik ve güzel bir dizi yapıyoruz” gibisinden reklamlar yaptı. Yani mini dizi kelimesinin üzerine yoğunlaştılar. Mini dizi dediğiniz zaman benim için akan seller durur. Çünkü bir mini dizi çok beğenildiği için senaryosunu uzatıp ”Hadi bir sezon daha yapalım” salaklığı ortadan kalkar. Aynı Timeless’da olmadığı gibi (Onun incelemesi de tam burada). Bir sezonluk güzel bir hikaye anlatır. Güzeldir mini diziler.

O zaman yavaştan daha detaylara girelim. Diziyi iyi yapan birçok şey var. Karakterler, müzikler, kurgu vs. ama önce şundan başlayalım:

Konusu Ne?

Retro-fütüristik bir dünyada geçiyor Maniac. Eskisi gibi koca koca bilgisayarların yanında çok gelişmiş robotlar vesaire var, Ad-buddy denilen bir sistem insanlar hakkında son derece rahatsız edici şekilde bilgi sahibi falan. Bir çeşit distopya denilebilir belki. Böyle bir dünyada karakterlerimiz zihinsel hastalıklara çözüm olacağını iddia eden bir ilaç firmasının denemelerine katılıyorlar. Denek olarak. İşte hikaye de burada başlıyor.

Karakterler

Dizide iki ana karakterimiz var. Owen ve Annie. İkisi de geçmişine takıntılı ve problemli insanlar. Emma Stone’un canlandırdığı Annie biraz daha ön plana çıkıyor. Tamamen yalnız birisi. Ve bir uyuşturucu bağımlısı. Ve kendini hikayenin içerisinde bulması da uyuşturucu kullanması ile bağlantılı.

Owen ise çok kalabalık ve zengin bir ailenin içinde olmasına rağmen Annie kadar yalnız biri. Kendisini olduğu yere ait hissetmiyor. Çünkü yıllar önce kendisine konulan şizofreni teşhisi Owen’i toplumdan biraz soyutlamış. Mutlu bir ailede sevilmeyen biri olarak hissediyor kendini Ve bu ortamdan kurtulabilmek -veya kaçmak- için ilaç denemelerine giriyor. 2 paragrafta anlattığım bu karakterler çok derinlikli işleniyor Maniac’ta. Buna hizmet eden de iki faktör var:

Oyunculuklar

La La Land ile ”En İyi Kadın Oyuncu Oscarı’nı alan Emma Stone’un ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu zaten biliyorduk. Ama burada gerçekten döktürmüş. Aynı anda birden fazla duygu bundan daha iyi verilemezdi herhalde. Aynı anda bir duygu halindeyken alttan başka bir duyguyu bastıran Annie sanki televizyonda değil de yanımdaki koltukta oturuyormuş gibiydi. Emma Stone’u böyle doya doya 10 bölüm boyunca izleyebilmek müthiş bir şey.

Eh, Jonah Hill de fena bir performans koymamış ortaya. Ama hayat verdiği Owen, Emma Stone kadar şov yapmasına gerek olmayan bir karakter. Belki de bu yüzden Annie daha ön plandaymış gibi gelmiş olabilir.

Bu iki oyuncu dışında Justin Theroux, Sally Field gibi isimler de dizinin oyuncu kadrosu arasında. Ama yan karakterlerin üzerine fazla düşmemeyi tercih etmişler.

Bölüm Dizaynı

Gerçekten muhteşem. İzlemesi bir yana, şu an anlatırken bile heyecanlandım. Her bölüm farklı bir temaya sahip. İlacın etkisindeki karakterlerimizin beyinlerinin içine giriyoruz ve hissettiklerini hissediyor, gördüklerini görüyor, yani resmen o karakterlerle bütünleşiyoruz. Örneğin bir bölümde karakterlerin hayatlarındaki en kötü günü izliyoruz. Veya bir bölümded hayal etikleri yaşamı.

Owen’ın zaten şizofren olduğunu bildiğimiz için izlerken de buna göre tepkilerimiz oluyor. Ama dizide ilerledikçe aslında Annie’nin de çok sağlıklı bir insan olmadığını farketmek, karakter gelişimini çok güzel yansıtıyor. Her bölüm, karakterlerin kişiliğini yansıtan ögeler üzerine yoğunlaşılmış.

Aslında konusu için hasarlı beyinlerde yaptığımız küçük gezintiler diyebiliriz.

Bu temel ögelerin dışında başka başka güzellikleri de var tabi ki. Mesela:

Kurgu ve Görüntüler

Akıyor gidiyor derken kurgudan bahsetmiştim. Hikaye içince hikaye, onun içinde başka bir hikaye gibi bir senaryosu var Maniac’ın. Bu takip etmesi çok zor bir hikaye anlatım tekniği ama Fukunaga bu işin altından çok başarılı bir şekilde kalkmış. Sesler ve görüntüler çok iyi bir uyum içinde kullanılmış. Zaten çok güzel gözüken Maniac’ın belki de bu kadar akıcı olmasının sebebi bu. Hani ”Every frame a painting” derler ya. Kısmen Maniac için de bunu diyebiliriz. Her sahnesi ayrı bir güzel gözüküyor.

Hemen hemen böyle işte. Spoiler vermeden bir diziyi anlatmak oldukça zor. Yapabildiğim kadar özetlemeye çalıştım. Kısacası Maniac, manyak bir dizi olmuş. Evet sırf bu espriyi yapabilmek için için bu yazıyı yazdığımı kabul ediyor ve herkese öneriyorum. 10 bölüm, 40 dakika civarında; çok güzel bir deneyim ”Maniac”.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here